Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Kadim İslam tarihinde “Sıffin Savaşı”nın ifa ettiği;birbirine girmiş, bulanıklaşmış safların berraklaştırılarak “hak”ın “batıl”dan ayrıştırılması rolünü bugün “Suriye Savaşı” üstlenmiş durumda.
Bir kez daha aşikâr oldu ki, “Hendek”in iki yanı şekillenirken istikametleri belirleyen ayırt edici faktörler; fiziksel görünüm, giyim ve ibadet biçimleri, kullanılan slogan ve materyaller değildir. Saflarımızı belirleyen; düşünce biçimleri, din ve dünya algılarımızdır.
Artık göğüslerden aşağı sarkmış sakallar, konulduğu baştan büyük sarıklar, Amerikan uşaklığını; markalı başörtüler, dini öğelerle süslenmiş salya sümük ağlayarak yapılan konuşmalar, Siyonist yandaşlığını örtmeye yetmiyor.
Mezarlık cihatçıları!
Selefi/Vahhabi hareket ve akımların sakal yığını ile kaplanmış maskeli çehrelerinin gerçek suretini tam anlamıyla ortaya çıkarmış olması da Suriye iç savaşının başka bir ayrıştırması oldu.
Selefi/Vahhabi hareketler; Amerika, İsrail ve İngiltere başta olmak üzere Suriye’nin dostları(!) ile beraber Esad’ı devirmek için mücadele verirken bir yandan da Suriye’de yüce İslam şahsiyetlerine ait ne kadar türbe ve kabir varsa yıkmak ya da tahrip etmek için canlarını ortaya koyuyorlar!
Hz. Zeyneb (s.a)’in mübarek türbesine dönük defalarca saldırı da bulundular. Hz. Rukayye(s.a) ve Ammar bin Yasir’in mübarek türbe ve kabirlerini tahrip ettiler. Son olarak Hz. Peygamber (s.a.a)’in değerli sahabesi ve Emevi zulmüne karşı İslam’ın gür sedası Hucr bin Adiyy’in türbesini tahrip etmekle kalmayıp, mübarek naaşı kabirden çıkartma cüretini gösterdiler!..(Şunu bilmeliyiz ki, Selefi/Vahhabi akımların mübarek mabed, türbe ve kabirlere karşı işledikleri cinayetlerin listesi böyle bir makalenin boyutunu kat be kat aşacak durumdadır. Yoksa zikrettiklerimizle sınırlı değildir.)
Peki, bu “mezarlık cihatçıları kabirlerden ne istiyor?” Sorunun temel kaynağı Selefi/Vahhabi akımların “tevhid” anlayışında yatmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.a)’in rıhletinin hemen ardından Ehl-i Beyt (a.s)’in yolundan ayrılan bu hareketler, çobansız sürü misali oradan oraya savrulup durdular. Bilginin hakikatine kendisini kapatan, hatta onları düşman belleyen bu hareketler; zaman içerisinde, tahrifata uğramış Yahudilik ve Hristiyanlığın sızmaları, batıl din ve anlayışların etkilerinden kendilerini koruyamadılar.
Bunun en belirgin delili olarak Selefi/Vahhabi anlayışların tevhid inançlarını söyleyebiliriz:“Arş’ta oturan, belirli zamanlarda dünya semasına inen, gazaplandığı ya da sevindiği zamanlarda halden hale geçen, dünya da rüyada ahirette hakikatte görülebilen; keyfiyeti bilinmemekle beraber eli, ayağı, yüzü olan bir Allah tasavvurunda bulunarak; Allah’a mekân, zaman, hareket ve vücut atfettiler!” Allah’ı sınırladılar! Sınırladıkları bir varlığa iman ettiler!
Müslümanların Hz. Peygamber (s.a.a), Ehl-i Beyt (a.s) ve diğer yüce şahsiyetlere dönük sevgilerini (sınırladıkları) Allah’a rakip olarak algıladılar. Bu ilahi sevgiyi “şirk”, mübarek türbe ve kabirleri de “put” olmakla itham ettiler!
Müşrikler, Yahudi ve Hristiyanlardan daha tehlikeli olduğundan yok edilmeliydi! Onun için tarihleri boyunca bütün kin ve nefretleri ile özelde Şii Müslümanlara, mübarek türbe ve kabirlere karşı cihada(!) geçtiler.
Selefiler/Vahhabiler,
Allah’ı doğru tanıyamadılar! Büyük Şeytan’ın oyuncağı, Siyonist İsrail’in yandaşı oldular!
Allah’ı doğru tanıyamadılar! Katil oldular! Cani oldular!
Bu sessizlik niçin?
Hz. Peygamber (s.a.a)’in evlatları ve değerli sahabelerinin yüce türbeleri tahrip edilip yağmalanıyor, kabirler açılıp mübarek bedenler dışarıya çıkartılıyor da Türkiye’de tepki bulmayı boş verin haber olacak değeri bulamıyor. Ne “muhafazakâr iktidar”dan, ne cemaatlerden ve ne de “muhafazakâr medya”dan bir ses çıkıyor!
Bu sükût niçin? Yoksa ikrarın işareti mi?
Kemal Ş. SEVİNDİK
kssevindik@hotmail.com